Kimlik Oluşumu-Bölüm 3: Kendin olmaktan korkma!
Yetişkin olduktan sonra, üzerimizdeki baskılar gerçekten sona eriyor mu? Tabii ki hayır! İnsanoğlu yaşamı boyunca çevresiyle etkileşimde bulunur ve bu etkileşim, bireyin kişiliğini ve tercihlerini şekillendirir. "İnsan, sıvıdan daha çok uyar bulunduğu kaba."
Kimdir bizi bu denli kendimiz olmaktan alıkoyan çevre? Ebeveynlerimiz, arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz, komşularımız… Liste uzar gider böyle. Bunların dışında yaşadığımız coğrafya, din, dil vs. bunlar da diğer etkenlerdir. Üstelik sadece kişiliğimizi değil, duygularımızı, beğenilerimizi, her şeyi şekillendirirler. İzlediğimiz filmler, dinlediğimiz müzikler, okuduğumuz kitaplar bile hayatımızdaki belirleyici unsurlar olur. Ne tarz giyineceğimizi, hangi mesleği seçeceğimizi, neyi sevip neyi sevmeyeceğimizi, aşık olacağımız kişiyi… Hayatımız için en önemli bütün yaşayacaklarımızı bizim yerimize seçer toplum. Artık iki kişi değil, milyonlarca ebeveynimiz vardır.
Bazı Türk filmlerinde, şehirli, tahsilli ve zengin bir adamın, köydeki güzel bir kadına aşık olup evlendiği, ancak sonunda toplumun baskıları nedeniyle bu ilişkiyi sürdüremediği senaryolar sıkça karşımıza çıkar. Yolu bir şekilde köye düşmüş, yakışıklı jönümüz, güzel bir köylü kadına aşık olur ve hatta evlenir. Hem ona hem de köye, köydeki işlere alışır ve gayet mutludur. Sonra mecburiyetten işi için şehre dönmesi gerekir. Karısına, "Seni de aldıracağım yanıma." diyip vedalaşıp gider. Sonra gidiş o gidiş. Yaşadığı eski hayatına ve asıl çevreye dönünce her şey değişmiştir.. Köylü karısını çevresine yakıştırmaz, sokamaz.
Peki, ne değişti? Gayet mutluydu, yaşadığı aşk da gerçekti üstelik. Ama aynı kadını neden yaşadığı yerde sevemiyordu? Çünkü çevrenin ona dayattıklarıydı onun isteklerini, zevklerini belirleyen. Nasıl bir insana aşık olacağını bile başkaları belirliyor. "Davul bile dengi dengine" meselesi. Bir kişi, kendi ekonomik, sınıfsal vs. çevresinden birine değil de "kendi dengi olmayan" bir kişiye aşık olursa, ya kendisine bile inkar eder, ya bağrına taş basarak vazgeçer, ya da evlense bile içten içe yaptığı her şeye sinirlenecek ve o kişi gözüne batmaya başlayacaktır. Sonra kavga, gürültü, akabinde nefret etmeye kadar gider.
Toplum, işimizi, görünüşümüzü, huyumuzu, kişiliğimizi, davranışlarımızı şekillendirdiği gibi, duygularımızı da belirler. Neyi sevip neyi sevmediğimize başkaları karar veriyor. Dünya sahnesinde ipleri başkalarının elinde olan birer kuklaya dönüşüyoruz. Peki kimdir bu her şeyimizi belirleyen el alem? Senin dışında herkes! Bu herkes, senin hakkında yorum yapma, yargılama ve eleştirme hakkını kendinde bulur… Kendine asla bakmadan bir başkasını yargılamaktan hiç çekinmez.
"Hepimiz bir başkasının el alemiyiz." Kendimiz olamadığımız için, isteklerimizi, arzularımızı yaşayamadığımız için, içimizden geldiği gibi davranamadığımız için içten içe öfkeleniyoruz ve bunu başkalarına yansıtarak içsel bir rahatlama hissediyoruz. Kıskançlık, haset, nefret gibi duygulara yer bırakıyor. Oysa bir insan içinden geldiği gibi kendi olabilse, neden uğraşsın başkalarıyla? Çok ilginçtir ki, baskılardan ve laflardan hepimiz yakınsak da, aynı davranışları biz de başkasına yapıyor ve biz de onun cehennemi oluyoruz. İnsan, kendine dönüp kendini tanıdıkça ise bu bataklıktan çıkmaya başlıyor ve sadece kendi yoluyla ilgilenmeye başlıyor.
Bu cendereden tek çıkış yolu, kendini tanımak, ne istediğini bilmek ve bunlara göre davranmaktır. Bir söz vardır: "Benim hayatımı yargılamadan önce benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan geç. Benim takıldığım taşlara takıl yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git benim gittiğim gibi anca o zaman beni yargılayabilirsin" Kimse kimsenin yolunu, yaşadığını, acısını bilemez. Bir başkasını yargılamak ve eleştirmek, her ne kadar ata sporumuz olsa da, bunu mümkün olduğunca engellemek kendi elimizdedir.
Peki, var mı bunun bir kurtuluşu, yol haritası derseniz? Asırlar önce bir Yunan tapınağında süslenmiş olan şu öğüt, bize yol gösteriyor: 'KENDİNİ BİL. Kendini bilen, dünyayı bilir; kendini bilen, Tanrı’yı bilir…
Yorumlar
Yorum Gönder